Kenan

Hayır, buralar eskiden dutluk falan değildi. Orası tevatür, sonradan görmelerin maziyle istihzası oldum olası canımı sıkar. Bağışlayın ama hikâyelerine mekân arayanların meskenleri yükseldikçe gönülleri biraz alçaldı sanki. Tevazu, toprağa yakın tek katlı kâgir yapıların kucağında kaldı. Kabul etmek lazım, Babil Kulesi misali şerefiyesi arttıkça başının göğe ereceğini sanan müşteriler de müteahhitlerin iştahını iyiden iyiye kabarttı. Pervasızlık diz boyu. Gökdelenleri şehrin mezar taşlarına benzeten repliği yorgun zihnim hangi filmden devşirdi, hatırlayamıyorum şimdi? Bulanık! Unutkanlığımı ben yaşa veriyorum, hanım B12’ye. “Sen yakında bizi de unutursun Bey!” diyor şaka yollu, “İyice bunamadan burayı satıp bir daireye yazılsak ya, şu apartmanlardan? Kümes gibi kaldık burada! Hem bak, Kenan rayları göremezse perişan oluruz!”

Doğru söze ne denir?

Ne denecek, hakikat! Kenan trenleri göremezse hâlimiz harap. Buna bir diyeceğim yok. Dört bir yanımız şantiye, atsız pusatsız çevrildik. Beyaz mendil sallama vakti! Yenildik. Çok sürmez, eli kulağındadır, bizim fakirhane de plazaların duldasına gurk tavuklar gibi ışıksız yatacak. Üç beş aya kalmadan raylarla aramız açılacak. Geriye keskin, tiz bir tren düdüğü kalacak. Akıntıya kürek çekilmez. İnadın lüzumu yok. Fakat ata yadigârı topraktan geçmek kolay mı? Maziyi mezata çıkarmak kanıma dokunur. Kan dedim de aklıma düştü, en son ne zaman ölçtürdüm B12’yi? Hanıma sormalı.

Kenan bizim büyük oğlan. Marazlı, anadan doğma kas hastası, tasvire ne hacet? Christy Brown’un hareket eden tek uzvunu -sol ayağını- da al çıkar bedeninden, işte sana bizim oğlan. Akli melekeleri yerinde ya, Kenan iradeden mahrum, anasına mahkûm. Günebakanlar bile yüzünü ışığa çevirir insiyakla, gel gör ki bizim oğlan… Otuzuna merdiven dayadı lakin bebekliği bitmez. İmtihan dünyası. Neyse! Allah razı olsun hanımdan, yüksünmez. Bir günden bir güne şikâyet ettiğini duymadım. Merhametin kulda tecellisi bizim Fatma Hatun, tesellisi umulur ki cennet. Ecrine versin Allah. Sabır acıdır, meyvesi tatlı. Kenan doğduğundan beri misafirlik nedir bilmez kadıncağız, hısım akraba görmez, varı yoğu konu komşu, o da bir kahve içimi. Engelli anasına avludan ötesi ırak. Yemeğini yedirir, banyosunu yaptırır, altını değiştirir, üstünü giydirir. Gün ayınca pencere kenarına dizili saksıların yanına kor oğlanı, sırtına bir destek, yanına yöresine minder, döşek; uykusu gelene kadar orada öylece hareketsiz katarların geçişini izleyecek Kenan. İzlesin. Hayatta başkaca sevinci yok. Ne düşünür bilmem, mana âlemi bana muğlak. Kelama izin vermez ki çarpık ağzı, gözlerinden anlar Fatma Sultan Kenan’daki ahvali. Ben anlamam, “hiçlik zirvesi” diyordu oraya Filibeli Ahmet Hilmi, “Bir kalpte emel olursa yollarda kalır. Oraya canlı cenaze çıkabilir. Sen kendinde öyle bir kuvvet hissedebiliyor musun?” Nerede? Vallahi hissetmiyorum. Bir arzum da yok hâlbuki hayattan. Dağına göre kar veriyor Mevla. Dağın eteğinden bile tutamadım ben. Kaldı ki zirve? Tek bir emelim varsa hayatta, o da Kenan’dan evvel ölmesin Fatma Hatun, hepsi bu.

Envaiçeşit çiçek dizili saksılarda, boy boy. Menekşe, hatmi, begonvil, küpe çiçeği, şebboy… Gül yok içlerinde. Neden yok? Nedeni ne bilsin nadan? Hikmeti hanımın gönlüne ayan. “Benim gülüm Kenan.” der Fatma Sultan, “Habibimin kokusu!” İşte bu yüzden dikensiz güldür bizim Kenan, anasız kuru çöldür.

Küçüğü Murat, öğretmen. Kenan’ın aksine sıhhatli, yakışıklı, dalyan gibi. Kargaya yavrusu şahin görünür deme. Görünsün. Kime ne zararı var? Bakmaya kıyamazsın. Hani biz kıyamayız da bir kıyan bulunur elbet. Başgöz ettik çok şükür, Doğu’ya tayin oldu. Eşi de öğretmen, adı neydi gelinin? Hay Allah, dilimin ucunda. Yok yok bu böyle olmayacak, şu B12’yi bir ölçtürmeli. Düşük çıkarsa ne âlâ, tedavisi var. Çıkmazsa? Yandık. Bunun alzaymırı var, demansı var, Allah korusun. Hanım iki biçareyle ne yapar? Ne diyordum ben? Ha tamam hatırladım.

Kardeşi gidince ilkin biraz üzüldü Kenan, süzüldü, sonra alıştı. Murat hikâyesini ayırınca evden Kenan’ın tekerlekli sandalyesi sırtı iki büklüm eşikteki duvara yaslı kaldı. Çocuğu kim gezdirecek? Bende derman yok ki! Olsa ne olur? “Evden uzaklaşma Bey!” diye tembihliyor sık sık Fatma Hanım, “Maazallah çocuğu bir yerlerde unutursun! Hadi seni bir tanıyan olur, kolundan tutar getirir, Kenan’ı kimse bilmez.”

Doğru. Kimde ne var, kimse bilmez, yalnız O bilir. Boğazım düğümleniyor. Hanıma, “Tembihini hatırlarsam götürmem de...” diyemiyorum. “Murat yakında gelecek, gezdirir kardeşini, alır istasyona götürür, katarları gösterir.” diyorum. Diyorum demesine de…