Keskin Nişancı Duası

“Soyumdan da…” demişti, kendisini, insanları imana, hayra, iyiliğe yönlendirmede önder kıldığını bildiren Rabb’ine, soyundan da kendisi gibi tevhidi zirvede yaşayan, yaşatan liderler gelsin istemişti. Her ne kadar peygamberlerin bir kısmının birbiri soyundan gelmesi geleneği cari olsa da bu işin soy bağı üzerinden devam etmediğini anlatan bir cevap almıştı bu niyazına: “Vaadim zalimleri kapsamaz.” (Bakara, 2/124) dedi Rabb’i. Cevap olumsuz gibiydi, bir yönüyle soyunda zulme bulaşmayanların önder olabileceklerini de düşündürüyordu, ne tam kabul ne de tam ret içeriyordu sanki. Öyle de oldu, ilk etapta niyazı doğrudan karşılık bulmadıysa da iki oğlu, torunu, torununun oğlu hepsi hayatlarımıza rehberlik eden önderler, peygamberler oldular. Hatta uzak torunlarından biri Habib-i Kibriya, Rahmeten Lil Âlemin, Üsve-i Hasene diye anıldı, Hatemü’l-Enbiya olarak bilindi.

O torun için yaptığı dua dillere destan oldu, Kur’an’da anıldı, üstelik o torun aynen, duasında yer alan ifadelerle tanıtıldı: “Soyumuzdan, onlara senin ayetlerini okuyacak, kitabı ve hikmeti öğretecek, onları arındıracak bir elçi çıkar Rabb’imiz! Çünkü yalnız sensin kudret ve hikmet sahibi.” diye dua etmişlerdi oğlu İsmail ile Kâbe’yi inşa ederken; asırlar sonra gelen o torun getirdiği Kitap’ta şöyle tanıtıldı: “O size ayetlerimizi okuyor, sizi arıtıp temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor; yine size daha önce bilmediklerinizi öğretiyor.” (Bakara, 2/151; Âl-i İmrân, 3/164) Kısaca ne niyaz ettiyse bahşedildi ona, mesela kendisinden sonra gelenler tarafından hayırla yâd edilmeyi niyaz etmişti (Şuarâ, 26/84) öyle de oldu. Vahiy menşeli üç dinin mensuplarının bin yıllardır hayırla andığı biri oldu Hz. İbrahim. Hatta medeniyetimizin temel karakterlerinden biri hâline geldi Hz. İbrahim ve onunla bereket gelir oldu akla, hikmet, merhamet… “Halil İbrahim sofrası” dedik bereketi temsil eden ikramlarımıza onun güzel hatıralarından dolayı… Babasının affedilmesi için ettiği dua reddedildi, zira bir peygamber babası bile olsa Allah düşmanına iltimas geçilmesi imkânsızdı. Onda bile Allah kendisine “yeter artık” diyene kadar babasını isteyip durdu Rabb’inden içli İbrahim (Tevbe, 9/114). Kısaca attığını vuran keskin nişancı gibiydi Hz. İbrahim, Rabb’inden niyaz ettiklerine nokta atışı nail oldu.

İşte bu özelliğinden dolayı Hz. İbrahim denince akla gelmesi gereken en önemli bahislerden biri onun kabul görmüş dualarıdır. Hz. Peygamber de kendisini, dedesi İbrahim’in kabul olmuş duası olarak tanıtmıyor muydu? Madem önümüzde böyle ağzı dualı, duası isabetli bir dede var, gelin biz de onun makbul dualarından ikisini, okuyunca bizden de kabul olunmasını niyaz ederek öğrenelim. Tevhidin atasının diliyle biz de Rabb’imize yakaralım, dünümüzü, bugünümüzü, yarınımızı; bizi, aslımızı ve neslimizi kuşatan şu niyazlara gönlümüzü bağlayalım: “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabb’imiz, duamı kabul et. Rabb’imiz! Hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla.” (İbrâhîm, 14/40-41)

Dua mütehassısı Hz. İbrahim’in adını taşıyan suredeki niyazı aslında hem kendisinin hem de oğullarının şirkten uzak tutulması talebiyle başlıyor, ardından hâlini arz ediyor, “Ailemi senin evinin yanında çorak bir yerde bıraktım.” cümlesinin ardından onların maddi manevi rızıklarının tam olmasını talep ediyor. Maddi rızık ayette zikrediliyor zaten, manevi rızık, onun âlâ derecesi ne peki? Namaz! “Ya Rab, namazlarını kılsınlar diye onları senin evinin yakınına bıraktım.” cümlesi bu durumu yeterince açık izah ediyor zaten, ilerlemiş yaşında baba olmanın hamdi takip ediyor bu odak cümlesini. Kendinden başlayarak, evlatları da dâhil ederek namazda sebat talebi ardından geliyor. Ama herhangi bir şekilde bir namaz kılma hâlini istemiyor, ahı gitmiş vahı kalmış, yasak savma kabilinden bir namazı değil, “kıl beşi, kurtar başı” yaklaşımı hiç değil.