1. Cihan Aktaş, 1960 yılında Erzincan’ın Refahiye ilçesine bağlı Kalkancı köyünde doğdu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesini (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulunu (1982) bitirdi. Mimar, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın meseleleri, mimarlık ve şehircilik, sinema ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımlattı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği (TYB), 1997’de Gençlik Dergisi tarafından yılın hikâyecisi; 2002’de yine TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da Kusursuz Piknik isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından verilen yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’te Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne, 2016’da Kızım Olsan Bilirdin isimli kitabıyla Ömer Seyfettin Hikâye Ödülü’ne ve aynı yıl Necip Fazıl Roman Hikâye Ödülü’ne layık bulundu. 2017’de Bayburt Üniversitesi tarafından Dede Korkut Edebiyat Ödülü’nü aldı.
2. Cihan Aktaş, verili olanla hiçbir zaman yetinmedi. Bu noktada kendisiyle yapılan bir söyleşide başka bağlamda da olsa Cihan Aktaş’ın “Hayattan gelen eleştiriyi çok önemsiyorum.” sözüne bir mim koymakta fayda var. Cihan Aktaş’ın “eleştirel” çizgisini biçimlendiren ipuçlarını barındırıyor zira. Popülizme kapılmadan entelektüel duruşunu koruyan Aktaş, hem geleneksel hem de modern anlayışlara içeriden eleştiriler getirir. Bu cesur tavır, özgün bir perspektif sunar.
3. Bana Uzun Mektuplar Yaz, esasen tam bir Türkiye romanı ve temaları tam teşekküllü bir Türkiye haritası çizmek isteyenlere zengin ipuçları sunuyor. 1970’li yıllarda taşrada çocuklukla gençlik arasındaki bocalama devresindeki bir genç kızın ailesiyle ilişkilerini, onlardan ilk kez kopup kendi ayakları üstünde durmasının zorluklarını okuyoruz.
4. Cihan Aktaş’ın ikinci romanı Seni Dinleyen Biri, belli bir yaşa, olgunluğa gelmiş ama zihin dünyaları içinde sükûna erememiş gençlerin 1980’li yıllarda yaşadıkları savrulmaları anlatır. Cihan Aktaş yeni romanı Sınıra Yakın’da ise İran’a giden bir otobüste yolculuk eden bir grup İranlının “fiziki” olarak Türk-İran sınırına yaklaştıkları yolculukta birbirlerinin ve geçmişlerinin/geleceklerinin sınırlarına yaklaşmalarını anlatır. Sınır insanların gerçek yüzlerini tanıdığımız bir metafora dönüşür.
5. Şirin’in Düğünü ise klasik Ferhat ile Şirin’in 2000’li yıllarda geçen bir yeniden yazımı. Aktaş, kendisiyle yapılan bir söyleşide roman hakkında “Hüsrev ve Şirin efsanesini, Ferhat’a da eşit bir rol vererek 2000’ler Türkiye’si zemininde tasarlamaya çalıştım. Şirin, bir faili meçhul kurbanı ailenin kızı ve kendini gizleyerek yaşama gerekçesi olan korkularından kurtulmaya çalışıyor. Beri taraftan Hüsrev kişiliğini temsil eden Faruk’un da bambaşka nedenlerle geçmişini gizlemeye çalıştığını öğreniyoruz. (...) 2000’lerde toplum olarak yaşamaya çalıştığımız şeffaf bir dille sorunlarımızı aşma çabasının yansımalarını göz ardı etmek mümkün değil romanda.” diyor. Buradan maksadın klasik bir hikâyenin yeniden yazımından ibaret olmadığını görüyoruz böylece. Hayattan gelen eleştiri, konudan bağımsız olarak her metinde hareket noktası olmaya devam ediyor.
6. Cevriye Banu ve Nimet Gecekuşu. Cihan Aktaş’ın haklarında Şair ve Gecekuşu romanını kurguladığı iki gerçek kadın. Ortak paydaları 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısına denk düşen hayatlarında Anadolu’da yaşamaları ve “ukdelerini” gerçekleştirmek için gayret etmeleri, bu ukdeleri gerçekleştiremeseler de “hayat-memat” mücadelelerine devam etmeleri. Cevriye Banu, şiirlerini yakıyor, Nimet Gecekuşu öğretmenlikten vazgeçmek zorunda kalıyor. Ancak “vazgeçmek” onları mağlup kılmıyor. Bir yenilgi romanı değil Şair ve Gecekuşu. Cihan Aktaş, hiçbir metninde “nihilizme” teslim olma kolaycılığını göstermiyor. Cevriye Banu da Nimet Gecekuşu da vazgeçişleriyle birer yenilgi yaşamadılar. Kişisel gelişim kitaplarının telkin ettiği “başarı” odaklı bakışla yenilmiş gibi gözükmeleri bir gerçeği ifade etmiyor.
7. Cihan Aktaş için edebiyat bir konfor alanı değildir. Temalarını seçerken “daha önce kaleme aldıklarından farklı bir temaya yönelmeye, konfor alanından çıkıp tema paletine yeni bir renk katmaya gayret eder. D. Mehmet Doğan, Şair ve Gece Kuşu hakkında şunları söyler: “Cihan Aktaş, Anadolu’nun yazılmayan romanını yazmıştır, Şair ve Gece Kuşu ile. Dikkatle seçilen konusu, konunun işlenişi, başarılı kurgusu, dili ve üslubu Şair ve Gece Kuşu’nu ‘Anadolu’nun büyük romanı’ yapıyor.”